Polikarp’ın Şehitliği adlı erken metin, baskının Smyrna’da nasıl büyüdüğünü sahne sahne anlatır. Yakalanmaması için bir çiftlik evine götürülen yaşlı önder, saklandığı yer açığa çıkınca kaçmayı reddeder. Kendisini almaya gelenlere yemek verilmesini ister ve dua etmek için bir saat talep eder. Metin, onu ölüme hevesli biri olarak değil, korkusunu dua içinde taşıyan sakin bir çoban olarak gösterir.
Metin, yakalanmasından üç gün önce yastığının alevler içinde kaldığını gördüğü bir görümden de söz eder. Polikarp bunun üzerine diri diri yakılacağını söyler. Stadyuma girerken gökten “Güçlü ol ve cesur davran, Polikarp!” diyen bir ses geldiği, sesi kimin söylediğinin görülmediği fakat oradaki imanlıların onu işittiği anlatılır.
Stadyumda prokonsül ona yaşını düşünmesini, imparatorun talihine yemin etmesini ve Mesih’e sövmesini söyler. Polikarp, uzun yıllar hizmet ettiği ve kendisine kötülük etmeyen Kralı’na sövemeyeceğini belirtir. Odunlar yığılıp ateş yakıldığında, anlatıya göre alevler rüzgârla dolmuş bir gemi yelkeni gibi kemer biçimi alarak bedenini çevreler fakat ona dokunmaz. Bedeni yanan et gibi değil, fırında pişen ekmek ya da ocakta parlayan altın gibi görünür; günlük kokusuna benzer güzel bir koku yayılır. Ateş bedeni tüketmeyince bir cellat onu hançerle yaralar ve akan kanın ateşi söndürdüğü anlatılır.
Smyrna Kilisesi bu anlatıyı başka topluluklara gönderirken Polikarp’a tapınmadığını özellikle açıklar. Mesih’e Tanrı’nın Oğlu olarak ibadet ettiklerini, şehitleri ise sadakatleri nedeniyle sevdiklerini söyler. İrenaeus’un Polikarp’ı gençliğinde tanımış olması ve onun havarilerden öğrendiklerini aktardığını yazması, bu yerel şehitlik hikâyesini kilisenin kuşaklar arası hafızasına bağlar.

