Nikolaos hakkında tarihsel olarak kesin bilgiler azdır. Dördüncü yüzyılda Likya’daki Myra’nın piskoposu olduğu ve çok erken dönemden itibaren sevgiyle anıldığı kabul edilir. Patara doğumlu olduğuna ilişkin gelenek, onun hikâyesini bugünkü Antalya kıyılarına bağlar. Myra’daki kilise ve mezar hafızası da Anadolu’da gelişen saygının somut merkezidir.
En sevilen anlatıda yoksullaşmış bir baba, üç kızına çeyiz veremediği için onları tehlikeli bir geleceğin beklediğini düşünür. Nikolaos geceleri gizlice pencereden ya da bacadan altın keseleri bırakır; yardım ettiği ailenin onurunu korumak için kimliğini saklar. Üçüncü armağanda yakalansa da olayın duyurulmamasını ister. Bu hikâyenin ayrıntıları tarihsel olarak kanıtlanamaz, fakat Nikolaos geleneğinin merkezindeki gizli cömertliği açık biçimde anlatır.
Vatikan Haberleri’nin aktardığı sonraki mucize anlatılarında Nikolaos’un bir hancı tarafından öldürülen üç genç ilahiyatçıyı dua ederek hayata döndürdüğü söylenir. Başka bir anlatıda kaçırılıp yabancı bir hükümdara sakilik yaptırılan Basileos’u bir anda ailesine geri getirir. Denizcilerin koruyucusu sayılmasının arkasında ise fırtınaya yakalanan gemide dua ettiği, rüzgârın ve dalgaların birden dindiği hikâyesi bulunur. Bunlar tarihsel olarak doğrulanmış olaylar değil, Nikolaos’un zayıfların koruyucusu olarak nasıl hatırlandığını gösteren kilise gelenekleridir.
Azizin yortu günü, çocuklara ve yoksullara armağan verme gelenekleriyle Avrupa’ya yayıldı. Hollanda’daki Sinterklaas adı ve göçmen toplulukların uygulamaları zamanla Kuzey Amerika’daki Santa Claus figürüne dönüştü. Kırmızı giysili modern karakter yüzyıllar süren kültürel bir gelişmenin ürünüdür. Hikâyenin Anadolu’daki başlangıç noktası ise hâlâ aynı soruyu taşır: İyilik, yardım alan kişiyi utandırmadan ve yardım edeni öne çıkarmadan yapılabilir mi?

